Kurdun Uluması
Bir Devrin Hikayesi O sabah, kiremitleri dizmek için çatıya çıktığımda aslında hayatımın geri kalanındaki tüm dengeleri düzelteceğimi bilmiyordum. Bekçinin aşağıdan seslenişi, sadece bir devlet memurunu karakola çağıran bir nida değil; huzurlu sivil hayatım ile askeri müdahalenin o gri labirenti arasındaki kapının gıcırtısıydı. Çatıdan inerken, ailemin gözlerindeki o sessiz korkuyu gördüğümde, üzerime giyeceğim o "gizli" gömleğin ne kadar dar geleceğini hissetmiştim. Karakolun koridorları barut ve tütün kokuyordu. Yüzbaşının masasında duran o "Çok Gizli" ibareli pembe kağıt, aslında hürriyetimin üzerine vurulan bir mühürdü. Bana "çatlak" demişlerdi. Evet, belki de çatlak bir kiremit gibiydim; ama yağmuru içeri sızdırmamak için değil, adaletsizliğin o soğuk suyunu aşağıdakilerin üzerine akıtmamak için direniyordum. "İmzalarsan anan seni tanımaz" tehdidi, ruhumdaki o dik başlı memuru daha da ayağa kaldırmıştı. O gün o kağıdı, bir emre itaat etme...