Vicdanın Arınışı: Yeni Bir Karşılaşma
Vicdanın Arınışı: Yeni Bir Karşılaşma
Şehrin göbeğindeki o plaza katında, bitmek bilmeyen bütçe toplantıları, e-posta trafiği ve telefon trafiğiyle geçen yoğun bir haftanın daha sonuna geliniyordu. Saatler akşam altıyı çoktan geçmiş, koridorlar yavaş yavaş tenhalaşmaya başlamıştı. Damadım, masasının üzerindeki son evrakları toparlayıp derin bir nefes aldı. İş hayatının o koşturmacalı, rekabetçi dünyası bazen insanı kendi iç sesinden bile uzaklaştırıyordu.
Tam ceketini alıp çıkmaya hazırlanırken, odasının açık kapısında beliren bir gölge adımlarını durdurdu. Gelen, şirketin üst düzey ortaklarından ya da büyük projelerin mimarlarından biri değildi; şık ama omuzları çökmüş, yüzünde yılların yorgunluğunu taşıyan bir adamdı.
"Birkaç dakikanızı alabilir miyim?" dedi adam, sesinde bir yöneticiden beklenmeyecek bir çekingenlikle.
Damadım şaşırdı. Karşısındaki bu ismi iş dünyasından, sektördeki büyük başarılardan kabaca tanıyordu ama aralarında hiçbir kişisel hukuk yoktu. "Tabii, buyurun," diyerek koltuğu işaret etti.
Adam içeri girdi ancak oturmadı. Pencereden dışarıya, şehrin ışık seline dönen caddelerine baktı. "Beni sadece kartvizitimdeki isimle tanıyorsunuz," dedi yavaşça. "Ama aslında biz birbirimizi çok uzun zaman öncesinden, henüz hayatın bu sert yüzüyle karşılaşmadığımız günlerden tanıyoruz."
Damadım kaşlarını çattı, hafızasını zorladı. Karşısındaki kırklı yaşların sonundaki bu yüzde, çocukluğun kayıp çizgilerini aradı ama çıkaramadı. "Çıkaramadım, kusura bakmayın," dedi nezaketle.
"Haklısınız," dedi adam, acı bir tebessümle. "Çünkü o günlerde ben, babamın mevkisinin ve oturduğumuz o lüks sitenin arkasına gizlenmiş korunaklı bir çocuktum. Sen ise... Bütün o zorluklara rağmen sitenin bahçesinde neşeyle koşturan, gururundan asla ödün vermeyen o çocuktun. Babalarımızın arasındaki o hiyerarşik duvarı hatırlar mısın? Benim babamın, senin babana emirler yağdırdığı, bizimkilerin sizi görmezden geldiği o günleri..."
Sözler havada asılı kaldığında odadaki hava birden ağırlaştı. Damadımın zihninde geçmişin kapıları aralandı. O yüksek duvarlı site, babasının hak etmediği o sert muameleler karşısında sessizce yutkunuşu ve çocuk kalbiyle hissettiği o derin adaletsizlik duygusu... Karşısındaki adam, o yılların kibirli ve ayrıcalıklı ailesinin oğlundan başkası değildi.
"Bunu konuşmak için neden şimdi geldiniz?" diye sordu damadım. Sesinde öfke yoktu ama mesafeli bir duruş vardı.
"Çünkü babam geçen yıl vefat etti," dedi adam, gözlerini yere indirerek. "Ondan bana büyük bir maddi miras kaldı evet, ama onunla birlikte çok ağır bir vicdan yükü de devraldım. Çocukken sessiz kaldığım, babamın sizin ailenize yaptığı haksızlıklara göz yumduğum için yıllardır kendimi affedemedim. Sizin bu sektörde, kendi tırnaklarınızla kazıyarak bu noktaya geldiğinizi öğrendiğimde, hem sizinle gurur duydum hem de kendi geçmişimden utandım. Bu itirafta bulunmadan, bu helalliği istemeden hayatıma devam edemezdim."
Adam cebinden kalın, mühürlü bir zarf çıkardı ve masanın üzerine bıraktı. "Bu sadece geçmişin bir özrü değil. O dönem yapılan haksızlıkların, babamın adalet borcunun küçük bir telafisi..."
Damadım zarfa bakmadı bile. Yavaşça ayağa kalktı, adamın karşısına geçti. Gözlerinin içine baktı; orada artık o eski, erişilmez ailenin şımarık oğlunu değil, vicdanının ağırlığı altında ezilen ve arınmak isteyen bir yetişkini gördü.
"Zarfa gerek yok," dedi damadım, sesindeki olgunlukla. "Siz o zamanlar sadece bir çocuktunuz. Büyüklerin kurduğu o adaletsiz düzenin suçunu bir çocuğun omuzlarına yükleyemeyiz. Ben o günleri, babamın o asil duruşunu unutmadım ama size karşı bir kin de beslemedim. Sizin bugün buraya gelip, bu ceketle ve bu yüzleşmeyle karşımda durmanız, geçmişin bütün o kırgınlıklarını silmeye yetti."
Adamın gözleri parladı, omuzlarındaki o görünmez yükün hafiflediği her halinden belliydi. Uzatılan eli damadım sıkıca tuttu. Bu el sıkışma, sadece iki iş insanının anlaşması değil; geçmişin yaralarının sarılması, iki yetişkinin çocukluklarıyla barışmasıydı.
Adam odadan çıkıp koridorun karanlığında kaybolurken, damadım pencereye doğru döndü. Şehrin gürültüsü ve karmaşası artık gözüne o kadar da soğuk gelmiyordu. İçinde, babasının anısına duyduğu saygının ve geçmişi geride bırakabilmiş olmanın verdiği huzurlu bir hafiflik vardı.
Kamil Erbil
Yorumlar
Yorum Gönder